en uzaktaki ada-

gün gelir bildiğin birini anlatmak istersin..
düşlerin buğulu yüzüne yasladığın kalbini hayata geri çevirir…
o hayat içinde gördüğün sisli çizgilerden
hemen ayrılan kendine özgü şekli tanımlamak istersin..

senin hayatına hücum eden
dünyaya ait bütün ayrıntılar içinde bir nokta
sonunda bir öyküye ,bir kişiye …

hayatının değerli bir parçasına dönüşebilir..

nefessiz bir iklimi vardır düşlerin.
.orada kimse kendi elbiseleriyle üşütmeden-ölmeden
barınamaz..daha doğrusu yolda cebinizden çıkartıp
yere bırakırsınız eksik gedik diyaloglarınızı…geride kalır herkes işte.

ama bazıları kalmaz.
zekası-kalbi ve ruhuyla diyalogların
iki boyutlu kısırlığını aşar.

mesela ben konuşurken .
..yazarken gibi.kopuk cümleler,
uzun ve nesneleri cümlenin omurgasından
fırlayıp kaçmış cümleler…
hatta sonra cümlemsiler..en sonunda sesler ve sadece susmalar kullanırım…
onlar anlamaz.o anlar..bir de annem .tuhaf.

nesnelerin-şarkıların-insanların-
hataların-ödüllerin ismini
unuturum..
unuttuğumu o biliyor olur hep..tuhaf.

beni görüyor…yüzler arasından yüzümü..
gizlediği o kalbe dönmüş -hayata teğet durmuş öz yüzü görüyor.

tarif edebiliyor..
.ben bile tanımlayamazken bazen, bir çok hali -beni- nedenleri tarif edebiliyor..
diğer insanlar yapamazken..yapıyor.

basit cümlelerimi biliyor..

karmaşık cümlelerimi biliyor.

anlaşılmak yetmez.anlamak var bir de.
.şekillerini ayırt edemediğin bir dünyanın içinde cümle söylenmeden önce kaybolmaya mecburdur.

ve kulakları düşle yıkanmış-dili bu zehirle çarpılmış insanlar..
yaşamın sözlerini anlamaya çalışırken hep gölgelerine sinerler..

bana anlatabiliyor.. bu ritüel dolu kitabın bende boşlukta kalan yerlerini işaretleyebiliyor.

öylece dururken anlatır..uzun cümlelerle anlatır..
kısa seslerle anlatır…çok sonra anlayacağın duruşlarla anlatır. ama anlatır

bildiğim ve duyduğum
ve hissettiğim ve zırvaladığım
ve kekelediğim bütün seslerden kafama göre seçerek ona götürürüm..

çalmadan-soymadan-öldürmeden-
yalakalık yapmadan-tüketmeden-
çoğaltarak karşılık verebilecek
çok az yerden biri olduğu için onlayken ..
konuşurken ben -biz -bütün hallerim rahatlıkla sıralanır.

öldürdüğü hiç kimseyi görmedim…
ve şahitlik edebilirim ki elleri hiç bir cinayete
dokunmamamış olmanın berraklığındadır..
bilmez bunu..
yok ettiğini düşünür…

çıkışları fırtınaları vardır çünkü..
derin bir zekanın
hayatı köklerinden sarmak isteyen hırçınlıkları
yüzünden sert bir kabuğu vardır ruhunun..

eğilmez-bükülmez- dimdik ve öfkelidir..
tutkulu,farkında,incelikli bir öfkedir bu.temizleyen-
durulaştıran-karmaşıklaştırarak büyüten-onaran-yeniden yapan
bereketli bir öfke..
geri çekilirler hep.
.en sırnaşıkları en yüzsüzleri bile onla
konuşurken mesafeyi korumak isterler..

bu yüzden öldürebilecek en güçlü adaydır..
ama gene bu yüzden kimseyi incitmeden
değiştirir hayatını-hayatlarını.

eğer güç,nefisle kirlenmemişse kırmadan,dökmeden ,
parçalamadan hayatlar arasından geçip kendi atlasından sapmadan ilerleyebilir.

bunu anlamamı o sağladı.
.beni kıran şeyin kendimde
ya da karşıda bir nefsi eğilim olduğunu…

hayata bu kadar keskin-kendine bu kadar kral -
başkalarına bu kadar tamahsız ama hala
düşlere olan inancını
zedelememiş biri …
bana çok yabancıydı..
ama hiç bir an yabancılamadım onu.bu da tuhaf.

bazen kavga ettik…
yani ben kavga ettim
o sade bir kaç cümleyle beni çıldırtacak
düğmelere ustalıkla bastı.kendimle beni başbaşa bıraktı.
kendimle kavga ettiğimi-
birine duyulan öfkenin çoğu kez kendine
duyulan kırgınlık olduğunu seyrettim o zaman.

kızdırdı ama hiç kırmadı..kendimle başbaşa
bıraktı ama yanlız hiç bırakmadı..

hayatta sahip olduğum bir kaç hediyeden birini
-müzik kutumu yaptı..

şarkılar söyledik..
uzun karanlık gecelerde sayıklamalarımızı dinledik..
sonra şarkılar dinledik…
sonra mikropluklar yaptık eğlendik..
..sonra kedilerimizi yaşama döndürdük.
sonra ölenlerimizi gömdük..
sonra sabahları karşıladık…hastalıkları örttük…
sonra azarladık -yoldan döndürdük kayba/gayba kayanı…

ayrıcalık bir öykü için bütün taşları bir bir ördük.

şimdi gidiyor…şehir daha korkutucu geliyor..
.cümleler daha kopuk ,yüzler daha soğuk,
ölüm daha yakın..
bir dostun eksikliği yıldızı
kaymış bir göğün kederiymiş

ama bütün yıldızlar kendi göklerine dökülürler…
en uzak yer bile o göğe yakındır..

ve dostlar gittikleri her yere…
dostlarından bir ceket giyinirler…
üşümemek için
dostsuzluğun yeni yerinde.

git ve dön güzel dost.

whitestar98

1 Yorum »

  1. bir yürekten kopup gelen sessiz bir çığlığın yansıması.. ne diyebilirimki..

    Comment by sessiz sedasiz — July 20, 2008 @ 12:03 am

Yorum Ekle



Güvenlik kodunu giriniz.


RSS feed for comments on this post. The Trackback URl